Mahfuz bir Orta Doğu

of 7
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Information Report
Category:

Investor Relations

Published:

Views: 24 | Pages: 7

Extension: PDF | Download: 0

Share
Description
Hiçbir kitabı Mahfuz’un kafasında bir ütopya olduğunu söylemez. Mahfuz, bir şeyler önermekten çok gözlemler ve eleştirir. Karamsarlığı belki de bir projesi olmamasından kaynaklanır. Ancak hem Hırsız ve Köpekler hem de Miramar’da anlattıkları neden
Tags
Transcript
  Mahfuz bir Orta Do ğ u Ay ş e Çavdar, Dü ş ünen Siyaset, Sayı: 23 Orta Do ğ u, özellikle de “Bizim Orta Do ğ u” gibi bir ana ba ş lık altında yazmak gerçekten zor. Hele de Türkiye gibi bir ülkede bir tarih ö ğ ren(i)cisi ve bir gazeteci(söylem teknisyeni-mühendisi) olarak varlı ğ ınızı sürdürmeye çalı ş ıyorsanız. İ nternetteki haber sitelerine, BBC, Financial Times, Google News, Yahoo News,Guardian Online gibi adreslere baktı ğ ınızda dünyanın da (aslında Batı’nın, çünkü heminternete hakim olan dil, hem de tüm kıtalarda en çok yararlanılan haber kaynaklarıAP, AFP, Reuters gibi ajansların dilinin İ ngilizce olması, bir de tabii yabancı dilönceli ğ ini yine İ ngilizce’ye vermi ş olu ş umuz nedeniyle) Türkiye’nin dünyadaki yerikonusunda bir netlik ta ş ımadı ğ ını görürsünüz. Türkiye haberleri kah Avrupa, kahAsya ama en sık da Orta Do ğ u sayfalarında yayınlanır. Ş ükürler olsun ki, Afrika ilearamızda Akdeniz var ve kafa karı ş ıklı ğ ı daha da artmıyor. Buradan yola çıkılarak dillendirilebilecek birkaç önerme var: 1. Türkiye Do ğ u ile Batı arasında bir köprüdür.2. Türkiye hem Do ğ u’ya hem Batı’ya aittir. 3. Türkiye ne Do ğ u’ya ne Batı’ya aittir. 4.Türkiye Asya ile Avrupa kıtalarının arasında bir kav ş ak co ğ rafyadır 5. Türkiye hemAvrupa’nın hem Asya’nın kıyısındadır. Bu önermelerin birer avantajadönü ş türülebilece ğ i dönem, dünyanın tek kutuplu bir küre haline gelmesiyle birliktesona erdi. Bir dezavantaja dönü ş meye durduklarını görmek için ise henüz erken. Yada bizler iyimser insanlarız. İ lk kar ş ıla ş ma 1991’de ilk Körfez Sava ş ı patlak verdi ğ inde Ankara’da ve henüz lise ikincisınıftaydım. Sava ş tan korkmakla birlikte ne olup bitti ğ inin farkına vardı ğ ımı iddiaedemem. İ kinci sava ş ta ise İ stanbul’da idim, gazetecilik yapıyor ve tarih ö ğ renmeyeçalı ş ıyordum. “Sava ş a hayır” sloganının ne anlama geldi ğ ini anlamak için Irak’agitmem gerekti. O vakte kadar sava ş , uçaklar, roketler, gecenin ortasında bir yıldızgibi ş ehre kayan ate ş topları demekti. Sava ş a ili ş kin tahayyülüm, okudu ğ um tümkitaplara, izledi ğ im tüm filmlere ra ğ men, 1991’de CNN’in yaydı ğ ı imajlardan besleniyordu.Suriye sınırında Irak’a transit vize almak üzere beklerken kendime “Son bir kez dü ş ünkızım” dedi ğ imi hatırlıyorum, “Gitmek istedi ğ inden emin misin?” Açıkçasıkorkuyordum. İ tiraf ediyorum, sava ş tan de ğ il Orta Do ğ u’dan korkuyordum.Hollywood’un nasıl da iyi bir efekt uzmanı oldu ğ unu önce Halep’in çar  ş ılarında,sonra Kamı ş lı’dan Musul’a geçerken pasaportumu bir kez daha mühürletti ğ im bekçikulübelerinde anladım. Ate ş toplarından de ğ il ama gecenin bir yarısı geçi ş i ş lemlerimiyapan haki ye ş il pantolonlu, kirli fanilalı, saçlı sakallı adamlardan korkuyordum.Onlardan korktukça kendime kızıyordum. “Sava ş a hayır”dı hani? Musul’danBa ğ dat’a ula ş tı ğ ımız 5 saatlik yolculuk, uzun bir gecenin sonuydu aynı zamanda.Daha ben Dicle’ye selam vermeye fırsat bulamadan, Ba ğ dat 12 senedir ilk keza ğ ırladı ğ ı yabancıları, 12 senedir görmedi ğ i kız ve erkek karde ş leri imi ş lercesinekucaklamaya ba ş lamı ş tı bile. İ lk günün ak  ş amında, sıradan bir Ba ğ datlı ile konu ş urken “Siz memnun musunuzSaddam’dan?” diye sordu ğ umda aldı ğ ım cevap bana Orta Do ğ u’ya ne denli kurgusal bir uzaklıkta oldu ğ umu gösterdi. Dedi ki Ba ğ datlı, “Saddam Hüseyin bir yönüylesizin Abdülhamid’inize, bir yönüyle Atatürk’ünüze benziyor. Tıpkı Abdülhamid gibi   jurnalcileri var, hiçbirimize göz açtırmıyor. Ama Atatürk gibi ulusal ba ğ ımsızlı ğ ımıziçin mücadele ediyor.” Bu cümleler, me ş rebimize göre kimimize do ğ ru kimimizeyanlı ş gelecek. Aslında bunun bir önemi de yok. Önemli olan Ba ğ dat’la aramızdakimodernite uzaklı ğ ının, 12 yıllık bir ambargo döneminden öte bir anlam ta ş ımadı ğ ı. 12yıl öncesinde Ba ğ dat’ın dünyanın en iyi altyapıya sahip 6 ba ş kentinden biri oldu ğ unuda aynı Ba ğ datlı’dan ö ğ rendim. Bir co ğ rafyayı ke ş fetmenin ne ş esine, o co ğ rafyayı bir sava ş a terk etmenin kendime yönelik öfkesiyle döndüm Ba ğ dat’tan. Kendime en çok kızdı ğ ım nokta ise onlarla, ş u anda sokaklarını i ş gal altında tutanların dilindekonu ş mak zorunda olu ş umdu. Sokak adlarını okuyabiliyor, Makam müzi ğ i ileDicle’nin tadını çıkarıyor, ama dilin yarattı ğ ı mesafeyi bir türlü a ş amıyordum.Böylece, sava ş ın yarattı ğ ı bir kaza eseri, Orta Do ğ u’yla tanı ş mı ş oldum. Ondankorkmamayı ö ğ rendi ğ im günlerde, sava ş da gerçek anlamını buldu. Çünkü CNNseyrediyordum yine, bu defa sokak adlarını bildi ğ im bir  ş ehre dü ş üyordu yıldızlar,televizyonlarda tanıdık insan yüzleri arıyordum ve bulamadı ğ ımda rahatlıyordum.Saklanacak bir yer bulmu ş lardır diye dua ediyordum. Bombaların yaydı ğ ı ı ş ı ğ ı de ğ il,o sokaklardaki kuytu kö ş elerden bakan çocukların korku dolu bakı ş larını görüyordumekranda, kameralar o bakı ş ları kaydetmeseler de. Ba ğ dat’ın Dicle’sinin, İ stanbul’unBo ğ az’ına nasıl da benzedi ğ ini dü ş ünüyordum. İ stanbul’da Orta Do ğ u aramaya ba ş ladım sonra. Iraklı bir yazarın çevrildi ğ ine rastlamadım. Suriyeliler de yoktu kitapraflarında. İ ngilizce’ye ya da Fransızca’ya çevrilmemi ş ya da bu dillerde yazmamı ş lar yok sayılıyordu. Necib Mahfuz ko ş tu imdadıma. “Mısır’ın küçük adamı”  Nobel Ödüllü bir yazar oldu ğ u için çevrilmi ş ti Necib Mahfuz. Ama okudukça Nobelalmı ş olmasının pek de önemi olmadı ğ ını anladım. Necib Mahfuz, Nobel’ini iki ş eye borçluydu. Biri  Awlat Haratna (Soka ğ ımızın Çocukları, henüz Türkçe’ye çevrilmedi)adlı kitabında, Mısır’da ya ş ıyor olu ş una aldırmadan “Tanrı’yı öldürme” cesaretigösterip, “modern bilimi” ya ş amın merkezine koyu ş u; ikincisi de 1977’de Enver Sedat’ın İ srail’in Kudüs’ünü ziyaret edi ş ini tüm ele ş tirilere ra ğ men desteklemesiydi.Kendisine aldı ğ ı Nobel için ne dü ş ündü ğ ü soruldu ğ unda “Mısır halkını tebrik ederim.Onların küçük bir adamı, büyük bir ödüle layık görüldü” demi ş ti. 1988’de Nobelödülünü almı ş , 14 Ekim 1994’te, Kahire’de tek ba ş ına yürürken iki militan tarafından bo ğ azı kesilerek öldürülmek istenmi ş ti. Suikastin nedeni, 1959’da yazdı ğ ı  Awlat  Haratna’  nın, Nobel’i aldıktan sonra radikal İ slamcıların gözüne daha fazla batmı ş olmasıydı. Necib Mahfuz  Awlat Haratna ’da bir vadiye kurulmu ş küçük bir kasabadan bahsediyordu. “Görülmeyen” ve “Görmeyen” bir sahibi vardı kasabanın, Gebelevi.Gebelevi, kasabayı bir vakıf aracılı ğ ıyla yönetiyordu. Sırasıyla tüm çocuklarınıdeniyordu vakıf yönetiminde. Çocukları Adham (Adem) ve İ dris ( İ  blis), Gabal(Musa), Rifaa ( İ sa), Kasım (Muhammed) ve Arafa (modern bilim). Arafa dı ş ında her  biri çe ş itli nedenlerle ba ş arısızlı ğ a u ğ ruyorlar, bu arada dolaylı olarak Arafa yüzündenGebelevi (yani Tanrı) ölüyordu. Arafa, becerisi ve aklıyla tüm kasabanın kalbinikazanmı ş oldu ğ undan yönetim de onun eline geçiyordu. 1959’da Al Ahram’da tefrikaedilirken de pek çok ele ş tiriye maruz kalan roman, Mısır’da kitap olarak aslayayınlanmadı. Beyrut’ta yayınlandıktan sonra korsan baskılarıyla Mısır’ın en çok satanları arasında yer almasına da kimse engel olamadı. Mahfuz’a yapılan suikastgiri ş iminden sonra pek çok yayıncı kitabı yayınlamak istediyse de Mahfuz istemedi.Ancak El Ezher’den bir uzmanın onayıyla yayınlayabilece ğ ini söylüyordu kitabı. 11 Hosam Abeul-Ela, “The Writers Becomest Text: Naguib Mahfouz and State Nationalism in Egypt”,  Mahfuz’un herhangi bir kitabının yayınlanması için elbette El Ezher’in onayına gerek yoktu, ya da El Ezher’den herhangi bir korkusu. Belli ki Mahfuz, buradan bakıldı ğ ında, be ğ enilse de be ğ enilmese de Mısır’ın en köklü kurumlarından vesembollerinden biri olan El Ezher üzerinden Mısır halkını incitmek istemiyordu.Mahfuz, El Ezher’i ya da Mısır halkını kar  ş ısına almak istemiyordu, çünküMahfuz’un derdi onlarla de ğ il, onların ba ş ına gelenlerleydi. Yazarlık serüveni boyunca Mahfuz, Mısır tarihini sık sık konu edindi. Önce Antik Mısır’ı, ardındansömürge tarihini yazdı. Belki de tarihle bu ş ekilde hesapla ş ırken, asıl yazılmasıgerekenleri gördü: 2 Modernitenin Mısır’a ne yaptı ğ ını. Modernite Mısır’a pek çok  ş eyin yanı sıra, hayli a ğ ır sancılar da getirmi ş ti. Mısır bunu gerek periyodik olarak tekrarlayan İ srail’le çatı ş masında, gerekse iç politikasında sürekli olarak deneyimliyordu. Yanıba ş ında kurulan bir  İ srail kar  ş ısında, Arap dünyasını hareketegeçirmeye çalı ş an bir Mısır’ın Devlet Ba ş kanı Enver Sedat, 1977’de Kudüs’ü ilk ziyaret eden Devlet Ba ş kanı olacaktı. Oysa, Sedat’ın selefi Nasır, İ srail kar  ş ısındakiyenilgisi nedeniyle 1971’de istifa etmi ş ti. Necib Mahfuz da önce Filistinlilerintrajedisine kar  ş ı Arap dünyasını i ş leri daha sıkı tutmaya ça ğ ırırken, daha sonraSedat’a destek oldu ğ u için bu süreçteki yüzeysel ele ş tirilerden nasibini aldı. Oysa,Mahfuz yalnızca ş unu söylüyordu: “Tarihteki trajedilerin mantıkla hiçbir ili ş kisiyoktur. Filistinliler haklıdır, fakat hepimiz onlara ne oldu ğ unu görmekteyiz. Çözümgüç kullanarak ya da müzakere aracılı ğ ıyla bölgede bir restorasyon yapmaktır. E ğ er güç kullanılamayacaksa, kaybettikleri topraklar adına Filistinliler intihar ederek koskoca bir medeniyeti yok mu etmelidirler?” 3 Ne kiliseye ne camiye Mahfuz’un ne kiliseye ne camiye yaranamamasına neden olan bir ba ş ka nokta iseherhangi bir siyasi kanadın kendisine sahip çıkabilece ğ i bir tek romanı ya dacümlesinin bile olmayı ş ıydı. Mısır’da radikal İ slamcılar kadar Temmuz Devrimi’nisahiplenen sosyalistler de uzak duruyorlardı Mahfuz’dan. Çünkü, MahfuzDevrim’den sonra bir süre ara verip yeniden yazmaya ba ş ladı ğ ında, olup bitenlerinkendisini ne denli hayal kırıklı ğ ına u ğ rattı ğ ını da hiç korkmaksızın tekrarladı.Kendilerine Hür Subaylar diyen bir grup asker tarafından gerçekle ş tirilen TemmuzDevrimi’nin ilginç bir yanı vardı. Sosyalist bir niteli ğ e sahip olmakla birlikte, sanayitesislerinin ve büyük  ş irketlerin mülkiyetlerine kamu adına el konurken, toprak üzerindeki özel mülkiyet hakları devam etti. Bunun sonucu ise ş ehirli orta sınıfınerozyona u ğ raması, köyden kente göçle varlıklı bir kırsal nüfusun da ş ehirdekiyerlerini almasıydı. Mahfuz,  Miramar  ’da 4 bir yandan İ skenderiye’nin bir yandandevrime tanık ya da ortak olmu ş bir pansiyon dolusu insanın hikayelerini anlatırken bu sıkı ş manın Mısır’ı nasıl da kendi çocukları tarafından payla ş ılamayan bir ülkeyedönü ş türdü ğ ünü yazdı. Biography 27.2, Bahar 2004, Biographical Research Center, s. 346 2 Bu noktada Kahire Üçlemesi’ni anmakta fayda var. Mahfuz’un her fırsatta “en önemli eserimdir”dedi ğ i bu kitaplar, bir ailenin izini sömürge döneminden Temmuz Devrimi’ne kadar takip eder. HemMısır’ın önce Fransız sonra İ ngiliz i ş gali ve sömürgecili ğ i sonrası moderniteyle girdi ğ i gerdekten, 20.yüzyılın ilk yarısında kendine nasıl bir ev kurdu ğ unu hem de bu birle ş meden do ğ an çocuklarınakibetleri görülür hikaye boyunca. 3 Fauzi M. Najjar, “Islamic Fundamentalism and the Intellectuals: The Case of Naguib Mahfouz”,British Journal of Middle Eastern Studies, Cilt: 25, Sayı: 1, Mayıs 1998, s. 142 4 Necip Mahfuz, Miramar, Çeviren: Yüksel Peker, Adam Yayınları, 1989   Miramar  , Temmuz Devrimi’nden sonrayı anlatıyordu. Emektar bir gazeteci ve ate ş li bir devrimci olan Ömer Vecdi’nin, varlıklı bir hayatı ve iki kocasını görüp geçirdi ğ iiki devrim sırasında kaybetmi ş Mariana’nın, gençli ğ inde de kalmı ş oldu ğ u pansiyonuna yerle ş mesiyle ba ş lıyordu hikaye. Derken eski bir Vafdist olan Tolbakatılıyordu onlara. Ardından zamane gençli ğ inin çe ş itli versiyonlarını temsilen HüsnüAlem (e ğ itimsiz ama sahip oldu ğ u topraklar sayesinde devrim sonrasında dastatüsünü koruyan bir aristokrat, görünür bir uyumdan ba ş ka hiçbir derdi yok),Mansur Bahi (Genç bir entelektüel, devrimci ama abisinin bir polis olu ş u nedeniylemuhtemel hain) ve Sarhan el Beheri (muhasebeci ama çok hırslı, bir an önce zenginolmak istiyor) giriyordu romana. Arada gelip geçen kimi jenerik karakterlerisaymazsak son ve en önemli karakterimiz Zehra. Ya ş lı bir adamla evlendirilmek istendi ğ i için köyünden kaçan Zehra, üç gencin a ş kına (a ş kın çe ş itli versiyonlarına),Ömer Vecdi’nin korumasına, Tolba’nın küçük görmesine ve Mariana’nın kimi zamansömürü düzeyine varan himayesine mazhar oluyordu. Ömer Vecdi’ye ate ş ini devrimöncesinde bırakmı ş bir ihtiyar entelektüel olarak biçilen rol, romanın ba ş ında öykününkuruculu ğ u ve sonunda da yine nihai sözü söylemesiydi. Ömer Vecdi’nin romandakikonumu bir yandan Mahfuz’un kendisine, bir yandan da Mısır’ın sol entelijansiyasına biçti ğ i rolü temsil ediyordu sanki. Gözleyen, gözeten, ne var ki harekete geçecek kadar enerjisi kalmamı ş , her  ş eyin farkında, vicdan sahibi ama bir yanıyla tanıklık etmenin ötesine geçemeyecek kadar aciz... Ömer Vecdi’nin hem kendi duydu ğ u hemde okura ve etrafındakilere ya ş attı ğ ı hayal kırıklı ğ ı, devrimin ve sonrasının getirdi ğ i bir ruh hali... Zehra ise Mısır. Ömer Vecdi, ne yaparsa yapsın onu kurtaramayaca ğ ınınfarkında. Ona sürekli olarak evine dönmesinin ve kaderini kabul etmesinin kendisiiçin en iyisi oldu ğ unu söylemenin dı ş ında bir  ş ey yapmıyor. Satır arasında Mahfuz’unMısır’a bulundu ğ u yeri hatırlaması önerisinden ba ş ka bir  ş ey de ğ il bu. Oysa Zehra,Beheri’ye a ş ık olup kendini geli ş tirmek için okuma yazma ö ğ renmeye ba ş lıyor. Bunoktada umudu alevleniyor Ömer Vecdi’nin, ama Beheri, Zehra’nın ö ğ retmeniyle birlikte pansiyonu terk etti ğ inde yine sözleriyle acıyan bir yüre ğ i ok  ş amaktan fazlasıgelmiyor ellerinden. Devrimci bir gazeteci olarak Ömer Vecdi, yalnızca devrimdende ğ il kendinden de hayal kırıklı ğ ına u ğ ramı ş durumda.  Hırsız ve Köpekler  5 , Necib Mahfuz’un devrimden duydu ğ u hayal kırıklı ğ ını iyideniyiye ortaya döktü ğ ü ve devrimi hazırlayanlar arasındaki bir tipolojiyi ihanet etmeklesuçladı ğ ı nefis bir roman. Mahfuz’un devrimden sonra yazdı ğ ı bu ilk romanın ba ş kahramanı hırsızlık nedeniyle girdi ğ i hapisten çıkıp, kendisini bu cezaya mahkumedenlerden intikam almak üzere harekete geçiyor. İ ntikam alaca ğ ı ki ş iler savcı ya da polisler de ğ il, en yakın yardımcısı Ali ş , eski karısı Nebeviye ve mentor’ü Rauf Alvan.Ali ş ve Nebeviye’nin suçu hem Said’i ihbar ederek hapse girmesine neden olmaları,hem de evine ve kızına el koymaları. Rauf Alvan ise, devrim öncesinde savundu ğ uhemen her  ş eyi yalanlarcasına büyük bir gazetede yayın yönetmenli ğ i yapıyor, üstelik Said’in bir zamanlar soydu ğ u büyük bir kö ş kte ya ş ıyor. Ali ş ’i öldürmek isterken, hiçtanımadı ğ ı bir adamı öldürüyor Said. Rauf’u öldürmek isterken de onun ş oförünü. İ ntikam kendini giderek alınamazla ş tırıyor sanki. Rauf’un ihanetine kar  ş ılık, onahapisten çıktı ğ ında da, cinayetleri i ş ledikten sonra saklanacak bir yere ihtiyaçduydu ğ unda da babasının ş eyhi yardım ediyor. Rauf’un hakaretamiz varolu ş unakar  ş ılık, ş eyh ona sakin olmasını, durmasını, biraz kendini dinlemesini ö ğ ütlüyor. Nebeviye’nin ihanetine kar  ş ılık, fahi ş elik yapan a ş ı ğ ı Nur, koruyup gözetmeyeçalı ş ıyor Said’i. Said, açıkça harcandı ğ ının farkına varıyor.  Miramar  ’daki Zehra gibiSaid de Mısır aslında. Ama Zehra gibi bir “arzu nesnesi”ne dönü ş müyor. Aksine 5 Necib Mahfuz, Hırsız ve Köpekler, Çeviri: Rahmi Er, Vadi Yayınları, 1995  istenmeyen ilan ediliyor. Zehra’nın di ğ er yüzü sanki. Ş eyh’in sundu ğ u gelenek, yeniMısır’da Said’in içinde olmayı arzu etmedi ğ i, çünkü onunla asla yetinemeyece ğ i bir ya ş ama biçimine tekabül ediyor. Ama, tam da Said’in içinde olmayı arzu etmemesiyüzünden artık bir alternatif de ğ il bu gelenek. Rauf Alvan ihaneti, Ş eyh ise tevekkülüile sıkı ş tırıyorlar Said’i bir kö ş eye.Mahfuz’un burada çok azını anabildi ğ im romanlarının merkezinde Kahire ve Mısır var. Kahramanlar üzerinden anlatılan, Mısır’ın hikayesi. Etik ve mantık üzerinekurulu bir de ğ erler silsilesi üzerinden yargılıyor Mahfuz olup bitenleri. Gözlemine buyargılar e ş lik ediyor. Ne var ki bu yargılar dile döküldükleri anda modernitenin ba ş döndüren hızı ve hızıngetirdi ğ i çürümeden nasibini alan gelenekçiler tarafından da, yenilikçiler tarafındanda ilk anda öfkeyle kar  ş ılandı. Bu öfke, onun Mısır’ın en önemli sembollerinden birihaline gelmesine engel olmadı, ancak ya ş amını da kolayla ş tırmadı. 6 Mahfuz’u1994’teki suikastte öldürmek isteyenler   Awlat Haratna ’yı okumamı ş lardı bile. Onuntanrıyı öldürmedi ğ ini, tanrıyla ili ş ki kurma biçimimizi ele ş tirdi ğ ini, tanrıyı öldüreninesasında biz modernler oldu ğ unu anlatmaya çalı ş tı ğ ını görmezden gelenler iseyalnızca onu öldürmeye kalkı ş anlar de ğ il, aslına bakarsanız onun “Tanrı’yı öldürmecesareti” gösteren bir Mısırlı yazar oldu ğ unu söyleyenlerdi de. Do ğ rusunu söylemek gerekirse bu kitaptan dolayı onu öldürmeye çalı ş makla, böylesi bir övgü cümlesikurmak arasında ne kadar fark oldu ğ unu kestirebildi ğ im söylenemez.Hiçbir kitabı Mahfuz’un kafasında bir ütopya oldu ğ unu söylemez. Mahfuz, bir  ş eyler önermekten çok gözlemler ve ele ş tirir. Karamsarlı ğ ı belki de bir projesiolmamasından kaynaklanır. Ancak hem  Hırsız ve Köpekler  hem de  Miramar  ’daanlattıkları neden bir proje edinmedi ğ ini de açıklar niteliktedir. Evvela Mahfuz, uzunömründe görüp dahil oldu ğ u tüm projelerden ziyadesiyle hayal kırıklı ğ ına u ğ ramı ş tır. Gellner’le Lewis arasında Do ğ rusunu söylemek gerekirse bir projesi olmanın gerçek bir iyimserlik sa ğ layıpsa ğ layamayaca ğ ı da ş üphe götürür. Osmanlı’nın geli ş tirebildi ğ i bir modernite projesinin orta halli bir sonucu olarak do ğ du Türkiye Cumhuriyeti, belki de bu yüzdenOsmanlı’nın ba ş arısızlı ğ ından hayal kırıklı ğ ına u ğ ramı ş lı ğ ın getirdi ğ i pek çok handikapı da ta ş ıdı bugüne.Ernest Gellner, milliyetçilikle ilgili olarak Türkçe’ye Uluslar ve Ulusçuluk  7  adıylaçevrilen kitabında ortaya koydu ğ u teorik söylemi, bir nevi yerel örnekleri ve yazıldı ğ ıdönemin (1994) güncel sorunlarıyla test etti ğ i  Milliyetçili  ğ  e Bakmak  8 adlı kitabındaKemalizm’e özel bir yer verir. Verilen bu 13 sayfalık özel yerin nedeni, Türkiye’nin“liberal toplumların gelece ğ i, ekonomik geli ş me ya da İ slam ile ilgilenen herkesindikkatini çekecek özel bir iddiaya sahip” olu ş udur  9 . Bu iddia ise, hepimizin bilip, pek ço ğ umuzun sevinçle kabul etti ğ i üzere, kendi co ğ rafyası içinde demokrasiye ve Batılı 6 Hosam Abeul-Ela, agm. Suikaste u ğ rayı ş ı ve hemen ardından ba ş layan Awlat Haratna tartı ş masıüzerinden Mahfuz’un kendisinin nasıl bir sembol haline geldi ğ ini anlatır. 7 Ernest Gellner, Uluslar ve Ulusçuluk, İ nsan Yayınları, 1992 8 Ernest Gellner, Milliyetçili ğ e Bakmak, Çeviri: Simten Co ş ar, Saltuk Özertürk, Nalan Soyarık, İ leti ş imYayınları, 1998 9 Age, s. 113
Recommended
View more...
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks
SAVE OUR EARTH

We need your sign to support Project to invent "SMART AND CONTROLLABLE REFLECTIVE BALLOONS" to cover the Sun and Save Our Earth.

More details...

Sign Now!

We are very appreciated for your Prompt Action!

x